Bebek Beşikleri & Bebek Odası
Cumartesi, Nisan 07, 2007
3:26 PM | Etiketler: Bebek Beşikleri | 0 Comments
Tülin Ablanın Dekorasyonu & Aksesuarları
Pazar, Aralık 17, 2006
Aylar var ki bu sayfaya girip iki satır bir şey yazamadım. Akrabalar 2 toplantımızda çektiğim fotoğraflar halen duruyorlar. İrem makineyi kavradı sağından cık olmadı solunda en nihayet bütün açılarından fotğraflarını çekti başta nargilenin ardından mangalın ve diğerlerinin.
Nargileden başlıyorum;
Bir varmış iki yokmuş eskiden çooook eskiden güzel zamanlar, güzel mekanlar ve güzel insanlar çokmuş. İnsanlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman ben şuna hangi yalanı siyaset ya da idare etmek amacıyla söylesem demedikleri zamanlarmış. Hava tahmin raporlarında yalan kuzeyden hafif şidddetde esen yelle gelip bulunduğumuz şehir riyakar bulutlu yer ,yer iftira hatta sırılsıklam iftira yağışlı olacak şeklinde ifadelere gerek kalmazmış.(bu benim gözlemlediğim bir hava raporu henüz bilimsel olarak ölçümler yapılamadığı için sunumlar yapılamıyor.) Çünkü insanların bir yazı bir tura yüzü yokmuş. Tek yüz tek kalp taşırlarmış.
Nargile, Asya'ya özgü geleneksel bir tütün içme aracıdır. Kullanıcının bir hortum aracılığıyla sudan geçerek süzülen dumanı içine çekmesini sağlayan bir düzenek olan nargile, içim şekli ve adabı, yüzlerce yılda oluşmuş kullanım geleneği ile basit bir aletten fazlasını ifade etmekte olup, doğu kültürünün bir parçası haline gelmiştir.
Konu başlıkları ;
İçim kuralları
Yapısı ve Tasarımı ; Nargile temel olarak 4 bölümden oluşur:
Ser: Nargilenin uzun gövdesi. Boyun kısmı dar olmakla birlikte karın kısmına inildikçe çapı genişleyen, yapı olarak sürahiye benzeyen bir parçadır. Cam, metal ve seramikten yapılır.
Lüle: En üstte bulunan, tömbekinin konulduğu delikli tabla. Gümüş, pirinç ya da bakırdan yapılmış, oymalarla süslü bir muhafaza ile çevrilidir. üzerine köz konularak gerekli ısı sağlanır.
Marpuç: Dumanı şişeden alan ve ağza ulaştıran bölümdür. Bu bölümde kullanılan hortum koyun derisinden yapılır.
Şişe: İçinde dumanı filtre eden suyun olduğu ve fokurdamaların geldiği bölüm.
Bunlar dışında nargilenin diğer elemanları ise şöyledir:
Sipsi: Marpuçun ucuna takılan, dumanın içinden çekildiği küçük ağızlık. Tercihen kehribardan yapılır, fakat maliyet sebebiyle ve hijyenik açıdan genelde plastik olanları kullanılır. Mermer ya da gümüş olanları da mevcuttur.
Tepsi ve rüzgarlık: Tepsi közden düşen külleri toplar, rüzgarlık ise közün sönmemesi için kullanılır.
Tömbeki: Nargileye has tütün.
Nargilenin tasarımında İslam’ın etkisindeki sanatın derin izleri görünmektedir. Cami minaresini andıran ser kısmı bunu çok iyi simgelemektedir. Ayrıca ser kısmı genellikle çiçek ve yaprak desenleriyle süslenmekte ve bunlarda zaman zaman yaldız kullanılmaktadır. Marpuç kısmında ise genelde el dokuması olan kilim desenleri kullanılmaktadir.
Çalışma Şekli ;İçici marpuçtan nefes aldığında oluşan basınç farkıyla hava sırayla közden, sonra ısınarak lüledeki gözeneklerden geçer. Sıcak hava ile ısıtılan tömbekinin dumanı karışarak suyun içinden geçer, bu esnada soğur. Daha sonra hava marpuçtan içiciye ulaşır. Nargile içerisinde bulunan su dumanı soğutmanın yanı sıra içindeki katranı da bir miktar süzer.
Tarihi ; Nargile doğu kültürünün bir öğesi olmakta ile birlikte doğuş yerinin Hindistan olduğu zannedilmektedir. Çok farklı kültürlerinin farklı adlandırdıkları bu keyif aracı Araplar tarafından Narcile, İranlılar tarafından da Kalyan diye adlandırılıyor. Asıl nargilenin kökeni ise Farsça’da Hindistan cevizi anlamına gelen Nargilden geliyor. Hindistan’da ortaya çıkan nargilenin ilk örnekleri Hindistan cevizinin içinin çıkarılıp kabuğuna bir kamış sokularak yapılmış. Zamanla Hindistan cevizi yerine kabak kullanılmaya başlanmış. Kullananların sayısı arttıkça porselen ve bronz da nargile için elverişli malzemeler haline gelmiş. Bunları cam, billur, çini hatta gümüş gövdeli nargileler izledi. Hindistan’da doğan nargile, başta İranlılar olmak üzere Araplar, daha sonra da Türk insanı ile tanışmış.
Türk insanının nargile ile tanışması aslında Osmanlı dönemine rastlıyor. O dönemde İran’dan getirilen ve zamanın kahvehanelerinde muhabbetlere eşlik eden tömbeki padişahlar döneminde yasaklanmıştı. Nargile de uzun zaman İstanbul Tophane’de , İzmir Kemeraltı’nda ve Ankara Gençlik Parkı'nda tömbeki olarak sunulmaya başlanmış. Bu nostaljik mekanların müdavimlerini ise genellikle orta yaşın üstündeki insanlar oluşturuyordu. Daha sonraki, yani yakın dönemlerdeki aromalı nargilelerin hayatımıza girmesi ile daha hafif bir içecek haline gelen nargile genç kitle tarafından da tercih edilmeye başlandı.
Nargile Tütünü; Nargilenin belki de en önemli öğesi tömbeki denilen tütünüdür.
Bu tütün kıyıldıktan sonra geceden ıslanmaya bırakılır ve servisten önce suyu sıkılarak Harbi de denilen çelik şişlerin yardımıyla lülelere yerleştirildikten sonra yine ıslatılmış ancak ikiye bölünmüş ve kalın damarları alınmış bir tütün yaprağıyla sarılır. Daha sonra sere yerleştirilen tömbeki pırnal (çalı görünümlü, kısa boylu bir meşe türüdür ve en değerlisi Fethiye'de yetişenidir.) kömüründen elde edilmiş köz ile yakılır.
Tömbeki üretiminde kullanılan tütün bitkisi sigara, puro, enfiye gibi diğer tütünlerden daha kısa boylu, daha geniş, daha tıknazdır. Yaprakları daha esmer, daha küçük, daha etli ve diğer türlerden daha dayanıklıdır. Virginia ve Burley tütünlerinde yüzde 3-4, Türk tütünlerinde yüzde 1-2 olan nikotin oranı, tömbekide yüzde 10'a kadar çıkabilir. Tömbeki Türkiye'de Hatay - Samandağ ve Konya - Hadim bölgelerinde üretilir. Tütün gibi toplanır, ama farklı işlemlerden geçer.
Yukarıda bahsedilen klasik tömbekinin yanında bugün Mısır'dan getirtilen ve adına bahri veya Arap tömbekisi denilen bir tömbeki türü daha bulunmaktadır. Fermente edilmiş meyvelerden elde edilen bu tömbeki türü daha çok genç nesle hitap eder. Bu tür tömbekilerde çok değişik (doksandan fazla) aromalar kullanılır. Elma, nane, kayısı, çilek, muz, limon, ananas, kavun, çilek, cappuchino aromalı olanları yaygındır.
Nargile Kültürü ;
Osmanlı döneminde nargileDoğu kültürünün bir öğesi olan nargile sonradan batıda da kimi değişikliklerle kullanılmaya başlanmıştır. Kullanım kültürü dolayısıyla bu iki türe göre farklılıklar gösterir, ancak pek çok ortak öğe de mevcuttur.
Batıda birden çok marpuca sahip nargile kullanımı yaygındır. Bu uygulama doğudakine göre farklı bir toplu içim ortamı sunar, ki doğuda nargilenin bir marpucu vardır ve el değiştirmediği sürece tek kişi tarafından içilir.
Arap kültüründe kullanıcı içtikten sonra ya marpucu masaya dayayarak bunu belli eder, ya da ağız kısmı kendine bakacak şekilde eğimli tutarak yanındakine ikram eder. Kabul eden, nargileyi verene elinin tersi ile hafifçe vurur ya da sıvazlar, bu memnuniyet göstergesidir. Kafe ve restoranlarda ise her kullanıcının ayrı bir nargile ısmarlaması yaygındır.
İspanya'da "tetería" adı verilen ve genelde müslüman göçmenlerce işletilen çay evlerinde nargile içimi yaygınlık kazanmaktadır. İsrail'de "nargeela" olarak adlandırılan nargile kullanımı özellikle Yemen, İran, Irak ve Türkiye'den gelen göçmenler arasında yaygındır. Bunun yanında İsrailliler arasında da nargile kullanımı görülür.
Nargile tiryakileri arasında, güzel bir içim için ortamda olması gerektiği düşünülen dört öğe var ki, bunlar "nargilenin dört şartı" olarak geçiyor. Maşa, meşe közünü karıştırmak için gerekli, en iyi köz meşeden oluyor. Güzel bir köşeye yerleşmek tabii ki önemli, ve Ayşe de tiryakinin çay, kahve gibi istekleri için hazır bulunmalı. Bu deyiş özellikle "eski toprak" Türk tiryakiler arasında yaygın olarak kullanılıyor.
İçim kuralları ;Doğu kültüründe, "Bu işin erbablarına göre" nargile içilirken uyulması gereken bir "racon" vardır:
(www.nargilerehberi.com)da çok geniş bir bilgi olmakla birlikte ben bu bilgileri(http://tr.wikipedia.org/wiki/Nargile) den aldım.
Ve nargilede, nargile tütününden başka bir şey içilmez.
Yaklaşık 2 saatlik nargile tüketiminin 50 sigaraya eşit olduğunu kaydeden uzmanlar dikkatli olunması konusunda da uyarıyor.
Bu özel bir aksesuar olduğu için uzun bir hikayesi vardı. Diğerleri kısa ve öz olacaktır.
2:49 PM | | 0 Comments
Odamın Yeni - Eski Yastığı
Perşembe, Eylül 21, 2006

Şu bahar temizliklerinden nefret ediyorum! Bu hanımlar buna başladı mı festival gibi hep beraber başlıyorlar. Balkonlardan halılar sarkmış yerler cıbıl cıbıl zaten havalar soğumaya başladı ayaklarım üşüyor, pofuduk terliklerimi giyiyorum bu sefer taşlarda ayağım kayıyor. Yaklaşık 1 hafta daha halı yok bize... Bir dahaki bahar ilk temizliğe başlayanı bulup bodruma bağlayacağım bu şekilde birbirlerine gidip "ahah şekerim sorma şöyle temizliyorum böyle temizliyorum yani bildiğin gibi değil dolapları döktüm duvarları yıkadım koltukları ters yüz ettim" diye anlatıp diğerlerini heveslendiremiyecek ve diğerleri de böylece bahar temizliği olayını unutucak gerçi bir de bayram temizliği var bahar olmasa bayramı yaparlar. Tamam yapın da anlamıyorum niye hepsini birden yapıyorsunuz.
Neyse bu dökülen dolaplar, yorganlar, yastıklar, yıkanan çırpılan yünler esnasında yukarıdaki güzel Türk İşi işlemeli yastığı annem çeyizinden çıkardı içini doldurdu. Görür görmez vuruldum. Benim bazı konularda saplantılarım vardır (herkesin vardır sanırım neyse); Bir eşyayı, ayakkabıyı, bunun gibi mesela bir yastığı, çantayı vs. ilk görüşte şimşekler çakar "benim olsun kimse ellemesin kimse bakmasın ben alıyım seviyim ne güzel bir yastıkmış bu böyle fırç fırç kucağımda taşıyım sarılıyım" gibi aşırı şekilde bir bağlanma yaşarım. Hatta öyleki mesela gördüğüm şey eğer bir mağazadaysa olaki ben onu o an değil de yarın alabiliceksem ve ertesi gün gittiğim de yerinde yeller esiyorsa tezgahtarlara ağlamışlığım ve paniğe düşürmüşlüğüm de vardır. Bilemiyorum belki de çok zor beğendiğim için böyledir. Bu yastığa da öyle oldu velhasıl-ı kelam..
Yastığın işlemesi Türk İşi, deseni ve renkleri de çok uyumlu çok sevdim yani çok. Bunun bir eşi daha var ama o kullanıldığı için eskimiş, işleri sökülmüş yer yer ve solmuş, ama onu da diğerinin yanına almayı düşünüyorum.
© 2005-2006; metnin ve fotoğrafın her hakkı saklıdır. İzin alınmadan Lezize ve yan blogları dışında hiç bir yerde hiç bir bahaneyle kullanılamaz.
8:34 PM | | 0 Comments
Peçetelikler
Perşembe, Temmuz 20, 2006

Peçetelikler çok uzun sürdü. Bu telaşa düşenler bilir evin yolunu zor bulursunuz. Bulduğunuzda helak olmuş bir vaziyettesinizdir. İşte bu sebepten bir hayli uzun sürdü. Renkli olanlar kına gecesi için olanlardı.Buna bir parça yardım edebildim. Fakat düğün için olan beyaz incilerden dökülen toz hem gözüme hem ellerime dokunduğu için çok az yapabildim çoğunu ablam yaptı.(ya ben de başka işleri yapıyordum ayıplamayın) Peçeteler katlanırken ben yine yoktum sayılır İrem işler bittiğinde hiç ama hiç bir şey istemediğini özellikle belirtti. Acaba en rahatı kardeşim miydi?
4:06 PM | | 0 Comments
Ikea ve Minik Cam Süslerim{iz}
Salı, Haziran 13, 2006

Yengem yani Sahra'nın annesi beni kızlarından hiç ayrı tutmadığından kızlarına ne alsa bana da aynısından mutlaka alır. Uzun bir zaman önce bu minik cam süsleri almıştı. Ama ben o zaman koyacak yerim olmadığı için kutusundan çıkarmadan kaldırmıştım. Geçen gün IKEA denilen devasa alışveriş canavarı üretme merkezine gittik. Ve standardlara uygun bir canavar olarak geri döndük, gerçi bir çalışma masası alma niyetiyle gitmiştim ama kapıdan çıkıncaya kadar raflardan elimizi kurtaramadık. Özellikle annem kasalara doğru giderken bile ordan burdan bir şeyler alıyordu. Yetmedi önümüzdeki ay tekrar götürücek babamdan söz aldık (bize oldukça uzak bir yerde). Hakikaten çok büyük ve güzel şeyler var ama insanın kendini kaybetmesi kötü oluyor :). İlginç bir nokta içerideyken almaya kesin olarak karar verdiğiniz şeyden kapıdan çıktıktan sonra vazgeçebiliyorsunuz ki ben de böyle oldu. Sadece rahat büyük bir çalışma masası aldım ve raflarını doldurduktan sonra boş bir yere de bu süsleri yerleştirdim. Yengeme de buradan tekrar teşekkür ediyorum. Hala onlara bir fıstıklı-kakaolu pasta sözüm var en kısa zamanda inşallah yapıcam.
Süslerden birinin içinde kuğu var bunu göstermeye çalışırken 40 tane fotoğraf çektim en iyi böyle görünüyor;
Yengem, sepet şeklinde olanın içine badem vs. koyup tül veya benzeri bir kumaşla bohça şeklinde bağlanarak düğün şekeri de elde edilebilir demişti. Bence de olabilir.
12:04 AM | | 0 Comments
Düğün şekeri & Kına Kutusu & Kuruyemiş
Cumartesi, Haziran 10, 2006

Aile arasında bir kına gecesi ve düğün için kendi zevkimiz ve emeğimizle bir şeyler yapmaya çalıştık.(Dostlarımızla birlikte)
Örf ve adetlerimiz zaten güzel. Abartılmadıkça.
Zevkli miydi? E mutluluklar paylaştıkça çoğalır, işler paylaştıkça azalır.(mıydı acaba?) Ama öğreticiydi.
Organizatörlük zor işmiş bunu anladık. Bu bir.
Sanki üç günde bitecekmiş gibi görünen iş ay sürüyormuş bunu anladık. Bu iki.( bunda bizim elimizin yatkın olmaması da etkili)
En sonuna doğru bir kaç kişi bu kadar zahmete gerek olmadığını kabul edip kendilerinde böyle uzun işlere kalkışmamızı istedi. Bu üç.( biri İrem )
Uzun ya da kısa bütün işler biter sadece resimleri kalırmış. Bu dört.(toplu haldeki resimleri daha hoştu ama bulamadım)
Kınaları küçük poşetlere koyduk, yanına kırmızı dantelde lavanta koyup kutulara yerleştirdik. Kutuları boncuk ve kurdelayla süsledik.
Kuruyemişleri başka bir arkadaş evinde hazırladı. Ve tek başına nasıl yaptı bilmem.
Düğün şekerlerini ruj kutularına küçük poşetlerin içinde koyduk. Beyaz geniş kurdeleyi ince kurdeleyle bağlayarak süsledik. Yine süslediğimiz sepete koymuştuk.
El emeği zevkli olsa da bir aylık işin görünme süresi sadece bir kaç saat fakat kutular hatıra kalabiliyor. (bu da tesellisi) Bütün dostların eline sağlık. Onlar erdi muradına bize kaldı temizliği....
Peçetelerimizi de bir dahaki sefere yayınlarız artık...
Not: Her ne kadar ben postlamış görünsem de yazan Sahra'dır.
12:45 AM | | 1 Comments






